Stanford Hapishane Deneyi Kötü İnsanlar Nasıl Oluşur

Arkadaşlar Merhaba, Psikolojik deneylerin almış olduğu olumlu tepkiler nedeniyle sizler için bir kaç deney daha araştırıyorum. Bu gün sizler için Stanford Üniversitesinde 1971 yılında Dr. Philip Zimbardo tarafından yapılan “Hapishane Deneyi” ni hazırladım. Daha önce de defalarca okudum birçok kaynak inceledim bu deney hakkında. Bazı kaynaklar biraz abartırken bazı kaynaklar ise daha yüzeysel geçmiş üzerinden. Şahsi görüşüm o tarihlere göre normal. Çünkü bu gün psikolojik destek alabiliyorsak doğru tanı konabiliyorsa bu ve benzeri psikolojik deneyler sayesindedir. Bazen insanın içindekini kışkırtmadan çıkartamazsınız. İyi Seyirler.

NOT: Stanford Hapishane Deneyi iki defa sinemaya uyarlanmıştır. Farklı bir gözle görmek için izlemenizi tavsiye ederim.

Ä°lgili resim
Philip Zimbardo

Stanford öğrencileri için bir ilan yayımlayan Zimbardo, 75 başvuru aldı. Bu kişilerden sadece 24’ü belirli psikolojik testleri geçerek resmi denek oldular. Kurayla rolleri belirlenen kişilerin yarısı gardiyan, diğer yarısı da mahkum rolünü üstlendi. Her bir denek, deneye katıldığı için günde 15 dolar teşvik ücreti alacaktı. Aslında birer Stanford öğrencisi olan 12 mahkum, deney süresince sahte hapishaneden dışarıya çıkamayacaklardı. 12 gardiyan da görevleri tıpkı gerçekte olduğu gibi nöbetleşerek yürütecekti.

Mahkum rolündeki insanlar, birer suçlu gibi hiçbir uyarı yapılmaksızın baskınla evlerinden alındılar. Yerel polis istasyonuna götürüldüler. Gerçek bir suçlu gibi parmak izleri kaydedildi, fotoğrafları çekildi ve Stanford Üniversitesi’ nin bodrumunda hazırlanan hapishaneye götürüldüler. Hapishaneye götürülen mahkumların kıyafetleri ve özel eşyaları alındı, çırılçıplak şekilde soyulduktan sonra yıkanıp mahkum kıyafetleri verildi ve hücrelerine kilitlendiler.

Ä°lgili resim

Tüm bunların yanı sıra gardiyanlar da toprak renginde benzer üniformalar giyiyorlardı. Kısacası deney olabildiğince gerçekçi şekilde başlamıştı. Hatta gardiyanların gözünde, mahkumlarla göz göze gelmemeleri için güneş gözlükleri bile vardı.

Ä°lgili resim
Mahkumlara, üzerinde numaralar bulunan hapishane kıyafetleri verildi ve onlara yalnızca numaralarıyla seslenildi.

Kısa bir süre sonra normalde gardiyan olmayan insanların, kendilerini rollerine kaptırdıkları gözlemlendi. Deney başladıktan saatler sonra gardiyanlar, mahkumları korkutmaya başladılar. Gardiyanlardan biri, sabaha karşı iki buçukta mahkumları kaldırıp, kendi iradesiyle sayım bile yaptı. Sayımların amacı mahkumların kendi mahkum numaralarını daha iyi ezberlemelerini sağlamak, onları numaralarıyla daha tanıdık hale getirmekti. Daha da önemlisi bu sayımlar, gardiyanların gücünü ortaya koymak için yapılıyordu. Oranın patronu kesinlikle gardiyanlardı.

Ä°lgili resim

Gardiyanlara itaat etmeyenlere cezalar veriliyordu. Rol yapan mahkûmlar, gerçek birer mahkûm gibi davranmaya başladılar:

Birbirlerine gardiyanlarla aralarında geçen hikayeleri anlatan mahkumlar, kısa bir süre içerisinde sözde hapishanenin kurallarına ciddi bir şekilde uymaya başlamıştı. Hatta mahkumlar içerisinde gardiyanları sevenler ve sevmeyenler gibi gruplar bile oluşmaya başladı.

Mahkumlar gardiyanların dediklerine itaat etmek durumundaydılar. İtaat etmeyen mahkumlar cezalandırılıyordu. Deneyin başında alınan “fiziksel cezalandırma yasaktır” kuralı sebebiyle mahkumlara şiddet uygulanmasa da gardiyanlar, hakaretler ve küfürler savuruyorlardı. Gardiyanlar istedikleri zaman, bağıra çağıra mahkumları adeta sözleriyle dövüp, yerin dibine sokuyorlardı.

Ä°lgili resim

Muhtemelen bu aşamaya kadar neredeyse deneyin sonuna geldiğimizi düşündünüz, değil mi? Hayır, tüm bunlar sadece ilk gün yaşananlardı

Gardiyanlar, ilk günün sonunda herhangi bir taşkınlıkla karşılaşmadılar. Tabii ki bir sorunla karşılaşmadıkları için ikinci günün sabahında çıkacak isyana karşı da hazırlıksızlard deeyin ikinci günü mahkumlar, kıyafetlerindeki numaraları söktüler ve yataklarını hücrenin kapısına dayayarak bir barikat oluşturdular.

stanford hapishane deneyi ile ilgili görsel sonucu

Gardiyanlar, yangın söndürme tüplerini mahkûmların üzerine sıkarak mahkûmları geri püskürttü. Hücreleri açtıktan sonra mahkûmları soyup yatakları dışarı çıkardılar. Yangın söndürme tüpünün içerisindeki karbondioksit, mahkûmların ciltlerini rahatsız etmeye başladı. Mahkûmlar geceyi yataksız ve çıplak olarak geçirmek zorunda kaldı. Her şey yavaş yavaş kontrolden çıkıyordu.

İsyan otoriteyi beraberinde getirdi. Gardiyanlar, artık daha sert davranmaya başladılar:

Bu noktadan sonra gardiyanlar otoriteyi sağlamak için mahkûmlara çok daha kötü davranmaya başladılar. İsyana katılmayan mahkûmlara özel yemekler verilerek, isyankâr mahkûmların psikolojileri üzerine oynandı. İsyandan sonraki günlerde gardiyanlar fazlasıyla kontrol kurmuşlardı. Mahkûmlar çok daha itaatkâr hale gelmişken, gardiyanlar da kendilerini güce ve otoriteye kaptırmıştı.

Deney başlayalı daha 36 saat olmuştu, ancak Mahkûm 8612’nın durumu hiç iyi değildi

stanford hapishane deneyi ile ilgili görsel sonucu

Herkes gibi rol yapmak için para alarak deneye katılan Mahkûm 8612, yaşananlardan sonra akut duygusal rahatsızlık, düzensiz düşünme, kontrolsüz ağlama ve öfke gibi sorunlar yaşamaya başladı.

Gardiyanlarla konuşan mahkûma psikolojik olarak zayıf olduğu belirtildi, hücresine geri gönderildi. Bu noktada diğer mahkûmlarla da konuşan Mahkûm 8612 “Gidemiyorsunuz. Çıkamıyorsunuz” diyerek diğerlerinin da gerçek birer mahkûm gibi hissetmelerine neden oluyordu.

Tecrit altına alınan Mahkûm 8612 çığlık atmaya, küfür etmeye ve öfke krizleri geçirmeye başladı. Bu noktadan sonra psikologlar, o günkü deneyi Mahkûm 8612 için sonlandırdılar.

stanford hapishane deneyi ile ilgili görsel sonucu

Roller gerçeğe dönüşmeye başladı. Sahte mahkûmlar, gerçek isimleri yerine sahte mahkûm numaralarını söylemeye başladılar:

Bir sonraki gün geriye kalan mahkûmlar için bir aile ziyaret saati düzenlendi. Bu ziyaretlerin ardından ortaya bir kaçış planı iddiası atıldı. Bu olası kaçışı engellemek için polis departmanının yardımı alındı ve mahkûmlar üzerinde daha da fazla baskı kuruldu. Hatta mahkûmlardan çıplak elleriyle tuvalet temizlemeleri bile istendi.

Zimbardo tam da bu sırada araya girerek “Beni dinle, sen Mahkûm 819 değilsin. Sen (kendi adı)sın ve benim adım da Dr. Zimbardo. Ben bir psikoloğum, gardiyan amiri değilim ve burası da gerçek bir hapishane değil. Bu yalnızca bir deney ve buradaki herkes öğrenci, mahkûm değil. Tıpkı senin gibi. Hadi, gidelim” dedi.

Bu konuşmanın ardından Mahkûm 819 rolündeki öğrenci, bir anda ağlamayı kesti ve yukarı bakıp hiçbir şey olmamış gibi “Tamam, hadi gidelim” diye karşılık verdi.

Zimbardo, deneyi iki hafta olarak tasarlamıştı, ancak deney altıncı gününde sona erdirildi aşka bir psikolog olan Christina Maslach’ın sözde hapishaneye gelip gardiyanlar ve mahkûmlarla konuşarak deneyi değerlendirmesi istendi, ancak gardiyanların mahkûmlara nasıl davrandığını gören psikolog bunu reddetti. Öfkeden deliye dönen psikolog “Bu çocuklara (öğrencilere) yaptığınız şey korkunç!” dedi ancak sözde hapishaneyi ziyaret eden 50 kişiden yalnızca Christina Maslach deneyin etik ve ahlaki boyutlarını sorgulamıştı.

Deneyin sonucunda bireylerin onlara verilen toplumsal rolleri seve seve üstleneceği gözlemlendi. Hatta bu roller ‘gardiyan’ gibi klişeleşmiş rollerse eğilim büyük bir oranda artıyordu.

Ä°lgili resim

Tüm bunların yanı sıra katılımcıların her şey gerçekmiş gibi davrandığı da gözlemlendi. Örneğin mahkûmlar arasındaki özel konuşmaların %90’ı hapishane koşullarıyla ilgiliyken yalnızca %10’u hapishane dışındaki yaşamlarıyla ilgiliydi.

Deneyden sonra açıklamada bulunan Zimbardo “Deneyi planlanandan bir hafta erken ancak yeterince çabuk bitiremedik” diyerek işlerin düşündüğünden daha büyük ve kötü haller aldığını belirtti. Hatta başka bir yorumunda “Kendimi hapishanedeki rolüme o kadar kaptırmıştım ki araştırmacı bir psikologdan çok bir gardiyan amiri gibi düşünüyordum” dedi.